SON DAKİKA

738’inci Yörük Şenliği Sona erdi

Bu haber 08 Eylül 2019 - 14:38 'de eklendi ve 10 views kez görüntülendi.

Bilecik’in Söğüt ilçesinde düzenlenen ‘738’nci Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Yörük Şenlikleri TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un teşrifleri ve yoğun bir halk katılımıyla gerçekleştirildi.

Söğüt ilçesine kara yoluyla gelen Meclis Başkanı Mustafa Şentop ile MHP Genel Başkanı Bahçeli, Ertuğrul Gazi türbesini ziyaret edip dua okudu. Ardından türbenin alt kısmında bulunan stadyumdaki törenlere katıldılar. BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ise mehter takımı eşliğinde Söğüt ilçe merkezinden türbeye kadar yürüyüş korteji eşliğinde gelerek tören alanına geçti.

TBMM Mustafa Şentop, şenlikte yaptığı konuşmada, “Bizleri bugün burada, tarihe nizam, coğrafyalara intizam vermiş asil milletimizin bir ulu kişisini, bir önderini anmak üzere bir araya getiren Cenab-ı Allah’a sonsuz şükürler olsun.

Hakk’ın ve adaletin yeryüzündeki savunucusu olan ecdadımıza duyduğumuz muhabbetin bir tezahürü olan Ertuğrul Gazi’yi Anma Şenlikleri vesilesiyle coşku ve heyecanınızı paylaşmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Aşiretten devlete uzanan kutlu yolculuğumuz bu topraklarda başladı. Yüzlerce yıl cihana hükmeden Osmanlı Devleti’nin temelleri bu topraklarda atıldı.

Bugün büyük bir hürmetle yâd ettiğimiz Ertuğrul Gazi, yüzyıllarca dünyanın birçok coğrafyasında dalgalanacak olan Osmanlı sancağını bu topraklarda kaldırdı.

Âleme nizam vermeyi kendine gaye edinen Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi, bu topraklarda kılıç kuşandı.

Manevi iklimimizin mümtaz büyüklerinden Şeyh Edebali, hikmetli nasihatlerini bu topraklarda yaydı.

İ’lâ-yı Kelimetullah’ı gâye, Ay-yıldızlı bayrağın altını sâye bilen bizler için bu topraklar, geçmişin hatırasını ve geleceğin mayasını ihtiva etmektedir.

Bugün burada bir araya gelmemizin yegâne sebebi, Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucularından, atamız Ertuğrul Gâzi’nin aziz hatırasını anmak değildir. Biz bugün burada bir araya gelerek, Ertuğrul Gâzi’ye, Osman Gâzi’ye, yoldaşlarına, Alplerine cihan devleti kurmayı ilham eden mânâya, ruha sahip çıktığımızı; onların mirâsını gururla üstlendiğimizi dosta-düşmana duyurmuş oluyoruz.

“Bizler, şan ve şerefle andığımız bir ecdadın torunlarıyız”

Bu yıl 738’incisi tertip edilen Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Yörük Şenlikleri de ecdadımıza duyduğumuz muhabbetin, onları yücelten değerlere bağlılığımızın müşahhas bir göstergesi.

Bu toplantılar aynı zamanda ecdadımıza duyduğumuz minnet ve şükranın da birer ifadesi.

Eğer ebediyete kadar sahip çıkmaya ant içtiğimiz bir vatanımız varsa, şükran duymamız gereken büyüklerimizin başında Ertuğrul Gazi gelmektedir. 12 gün önce Malazgirt Zaferi’ni ihtişamlı törenlerle ve geniş bir katılımla andık. 8 gün önce, 30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni ve Millî Mücadele’nin muzafferiyetini kutladık. Dört gün önce ise, Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde, Sivas Kongresi’nin 100’üncü yıldönümü münasebetiyle Sivas’taydık.

Bütün bu hadiseler ve zaferler, aslında tek bir kitabın birbirini tamamlayan sayfalarıdır. 948’inci yıldönümünü andığımız Malazgirt Zaferi ile Millî Mücadele arasında ruh ve iman bakımından fark yoktur. Bugün burada hatırasına toplandığımız Ertuğrul Gâzi, Malazgirt Ovasında Bizans ordusunu yok eden, Haçlı saldırganlığına geçit vermeyen Sultan Alp Arslan’ın mânevî evlâdıdır. Esasında, Ertuğrul Gâzi’nin şahsında andığımız Osmanlı’nın bütün zaferleri, Malazgirt Zaferi ve Millî Mücadele birbirleriyle çok derinden irtibatlıdır.

Şunu çok iyi bilmeliyiz ki, Millî Mücadele, vatan kıldığı toprakları savunurken aynı zamanda bir imânı, bir dünya telakkisini, bir zihniyeti temsil eden inançlı bir topluluğun varlık-yokluk cehdidir. Dolayısıyla, 100 yıl önce Anadolu topraklarında cereyan eden savaş, istiklâli, işgal ve tasalluta; imânı, küfür ve zulme; şehadeti, düşüklüğe ve esârete yeğ tutan; tercihini tahakkuk ettirmek için de ölümü öldüren bir milletin ibretlerle dolu destanıdır.

Bu zaviyeden bakıldığında, Ertuğrul Gâzi’yi bir cihan devleti kurmaya sevkeden ruh ile Millî Mücadele’yi başarıya ulaştıran şuur ve gayret, aynı imanın eseridir. Her ikisinde de, bu toprakları vatan kılmanın ve vatan olarak muhafaza etmenin asil ve cesur şahlanışını görürüz. Ertuğrul Gâzi’nin mücadelesinden ve Millî Mücadele’nin istiklâl-i tam kararlılığından bize kalan miras, Anadolu topraklarının ilelebet bir İslam yurdu kalacağına dair kat’i irademiz ve imanımızdır.

Tarih boyunca nice zulümlere ve yıkımlara maruz kalmış bu toprakları adalet ve merhametle kuşatıp vatan yapan, “Türkiye” yapan, gaza ve fetih ruhuyla dopdolu olarak hayatlarını millete adayan, “insanı yaşat ki devlet yaşasın” şiarıyla ülkenin ve toplumun dirilişini gerçekleştiren aziz ecdadımızın bütün bu kutlu mirasının takipçisi ve yaşatıcısı olduğumuzu bir daha tekrar etmekle iftihar ediyorum.

Bilindiği gibi gerek Batıdan Haçlı saldırıları, gerekse doğudan Moğol saldırıları ve iç çekişmeler gibi türlü sebeplerle Büyük Selçuklu Devleti parçalanmış ve fakat devletsiz ve başıbozuk yaşayamayan milletimiz, aynı topraklarda çok sayıda küçük devlet kurmuştu. Biz bugün bu coğrafi alan olarak küçük, ama var oluş gayesi ve iddiası bakımından büyük bu devletleri “Türk Beylikleri” olarak isimlendiriyoruz.

Ertuğrul Gazi ve oğlu Osman Gazi’nin bir kere daha ihya ettikleri bu topraklar da, Büyük Selçuklu Devletinin bir devamı olan Anadolu Selçuklu devletinin bir uç beyliği idi.

O Beylik büyüyüp güçlenerek, bütün Selçuklu devletinin hakimiyet kurduğu o büyük coğrafyayı ve çok daha fazlasını içine alan; âdil, güçlü, saygın bir dünya devletine; “Devlet-i Âl-i Osman”a dönüştü. Hiç şüphesiz ki bugünkü Türkiye Cumhuriyetini kuranlar da aynen o büyük milletin günümüzde yaşayan nesilleri olduğu gibi devletin kurucu ruhu da aynı o ruhtur.

Nitekim birçok tarihçiye göre başlangıcından beri esasen milletimizin tek bir devleti vardır; adı, coğrafyası, rejimi, komşuları değişse de Türk devlet felsefesi bakımından hepsi aynı devletin farklı zamanlarda, bazen de farklı coğrafyalardaki tezahürleri gibidirler. Göktürk Devleti’yle Karahanlı Devleti; Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti devleti nasıl aynı ruhla, ihya ve yeniden doğuşlarla birbirini takip eden kuruluşlarsa; Bilge Kağan ile Sultan Tuğrul Bey, Kutalmışoğlu Süleyman Şah ile Ertuğrul Gazi veya Osman Gazi ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk de aynı ruhla tarihimizin ve milletimizin içinden doğmuş, kurucu ve yaşatıcı ruhla donanmış yüce şahsiyetler, öncü liderlerdir.

Milletimiz, işte bu sebeple; devletli olarak hür ve bağımsız yaşama ruhunu temsil etikleri için, aradan yüzyıllar da geçse bu öncü şahsiyetleri hep saygıyla; minnettarlıkla anmaktadır.

Bugün Ertuğrul Gazi’nin vefat tarihi olan 1281’den 738 yıl sonra bizi burada, bu büyük Türk liderinin manevi huzurunda buluşturan da işte bu ruhtur.

İstiklal Marşımızın şâiri ve Millî Mücadele kahramanı Mehmet Akif’in veciz ifadesini hatırlayalım:

“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

 

Bugün burada bir araya gelerek Ertuğrul Gâzi’de tecessüm eden ruha, şuura ve gayrete âşık ve merbut olan bizler de aramıza tefrika sokulmasına izin vermeyeceğiz.Bizi birbirimize düşürmek için türlü oyunlar sergileyenlere kulak asmayacağız.

Suret-i haktan görünüp, bizi büyük gayelere yürümekten alıkoymak isteyenlerin gayretini boşa çıkaracağız.Çelik gibi sağlam olacak; bizi, imamesi kopartılmış tespihten kopan taneler gibi dağıtmak isteyenlerin heveslerini kursaklarında bırakacağız.Fitne odaklarını tanıyacak ve içimize ateş düşürmelerine fırsat vermeyeceğiz.Çünkü biz, tarihi şanlı; ama, imtihanı çetin ve sorumlulukları son derece ağır bir milletiz.

Balkanlar’dan Orta Asya’ya, Afrika’dan Batı Avrupa’ya, Asya’dan Amerika’ya milyarlarca insanın umudu biziz.

Bize saldırmak için her seferinde bir bahaneye sarılanların kapalı kapılar arkasında planlar yaptıklarını, tuzaklar kurduklarını biliyoruz.

Bizler de büyük meseleler karşısında bizi gaflete düşürmeye çalışanlara ve onların yaptıklarına, geçmişten aldığımız derslerle bakıyoruz.

Oldu-bittiler ile bizi aldatmaya çalışanlara ve Türkiye’nin güçlenmesini engellemek isteyenlere karşı müteyakkız, kararlı ve dirençli olmak mecburiyetindeyiz.

Uluslararası sömürü çarkına çomak sokmamızı hazmedemeyenler, Yeniden Büyük Türkiye davasını tehdit olarak görenler, vatanımıza ve bize saldırıyorlar ve saldırmaya devam edecekler.

Muhterem Cumhurbaşkanımızın ‘Dünya beşten büyüktür’ kararlılığı, güneyimizde kurulan fesad ittifakına karşı yürütülen büyük mücadele bazı odakları bize karşı taarruza sevketmiş olabilir. Ne kadar istiyorlarsa o kadar saldırsınlar. Her saldırılarını, Malazgirt’te, Miryokefalon’da, Niğbolu’da, Sakarya’da ve 15 Temmuz’da olduğu gibi boşa çıkaracağız.

Türkiye düşmanları ne kadar saldırırsa saldırsın, asla geri adım atmayacağız, yılmayacağız ve coğrafyanın ve tarihin bize yüklediği vazifelere sahip çıkacağız. Bugün, büyük cihan devleti Osmanlı’nın kurucularından, milletimizin öncülerinden ve İ’lâ-yı Kelimetullah davasının kahramanlarından olan Ertuğrul Gâzi’nin huzurunda bulunmamızın mânâsı budur.

12 gün önce, 26 Ağustos’ta Malazgirt Zaferi’nin 958’inci yıldönümünü kutladık. Anadolu’yu ebediyyen İslam yurdu hâline getiren bu zaferi anarken ibretlik bir tarihi hadiseyi de hatırlamakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Sultan Alp Arslan Selçuklu hükümdarı iken, sultanın kızkardeşi Gevher Hatun’un eşi ve Selçuk Bey’in torunu olan Şehzade Erbasan’ın isyanı ile karşılaştı. Tahtı ele geçirme teşebbüsü başarısız olan Şehzade Erbasan da, Bizans Sarayı’na sığındı ve Alp Arslan’a karşı mücadelesini Bizans’ın desteğiyle yürütmeye çalıştı. Hatta Malazgirt Savaşı’na Bizans ordusuyla birlikte geldi. Bizans İmparatoru onu İstanbul’a geri göndermeseydi, muhtemeldir ki Malazgirt Ovasında Sultan Alp Arslan’a ve askerlerine karşı Bizans saflarında savaşacaktı.

Bu hadisenin pek çok ibretler içerdiğine dikkatinizi çekmek isterim. Bir Selçuklu şehzadesi, iktidar hırsı uğruna, Türklüğün ve İslâm’ın en şiddetli düşmanı olan Bizans’ın desteğinden gocunmadan, bunu mesele etmeden iktidar arayışında olabilmiştir. Hepimizin, özellikle de gençlerimizin bu ibretlik hadiseyi her zaman zihinde canlı olarak tutması gerekir. Zira vatan evlatlarının bu aziz topraklara borcu, Bizans Sarayında Şehzade Erbasan değil, Malazgirt Ovası’nda Sultan Alp Arslan olmaktır. Malazgirt Zaferi’ni kazandıran ve bin yıldır bu toprakları İslam yurdu kılan iman ve şuur bunu gerektirmektedir.

Zorlukların bizi yıkmasına ve yıldırmasına, aramızda ayrılık çıkarmak isteyenlere asla fırsat vermeyelim. İstikbale daha inançlı, daha güçlü bir şekilde yürüyelim. Şehitlerimizin kanlarıyla sulanan mukaddes vatanımızı huzur içinde yaşadığımız güven beldesi haline getirelim.  Allah’tan niyazım, köklü bir çınar ağacı gibi büyük bir millet olmanın güzelliklerini bizlere hissettiren Ertuğrul Gazi’yi Anma Şenlikleri gibi faaliyetlerin kesintisiz bir biçimde daha nice yıllar düzenlenmesidir.

Sözlerimin sonunda bir çok vesilelerle ifade ettiğimiz hususu tekrar etmekte fayda görüyorum; Türkiye, bugün artık sadece bir ülkenin ve bir coğrafyanın adı değildir.  Türkiye bugün, bir umudun, bir hamlenin ve insanlık davasının adıdır. Ve Türkiye bugün, sadece vatanımız değil, aynı zamanda vazifemizdir.

İşte bu sebeple, umudu diri tutmak, insanlığın ortak iyiliğini amaçlayan bir hamleyi neticeye ulaştırmak ve vatanı vazife bilen şuuru tahkim etmek için, Türkiye’yi yücelteceğiz, büyüteceğiz ve geleceğini parlak kılacağız. Bu, Sultan Alp Arslan’ın, Ertuğrul Gâzi’nin, Sultan Fatih’in ve bütün kumandan ve önderlerimizin, aziz şehitlerimizin, 100 yıl önce ‘Ya istiklal, ya ölüm’ şiarını yükselten Millî Mücadele kahramanlarının omuzlarımıza bıraktığı mübarek bir vazifedir.

Bu şuur ve inançla, Malazgirt Zaferi’nden itibaren İ’lâ-yı Kelimetullah için bedenini siper, canını fedâ ederek şehadete yükselen bütün şehitlerimizi rahmetle, başta Sultan Alp Arslan, Ertuğrul Gâzi, Osman Gâzi olmak üzere Nizâm-ı ‘Aleme ömrünü adamış bütün önderlerimizi şükran ve minnetle anıyorum.

Bilhassa, dün Mardin’in Ömerli ilçesi kırsalında terör örgütü PKK’ya karşı yürütülen operasyon sırasında şehid olan kahraman Özel Harekat Şube müdürümüz Tufan Kansuva’ya Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Ailesine, emniyet teşkilatımıza ve Milletimize başsağlığı diliyorum. Yine bu vesileyle, terör örgütüne karşı cesaretle evlatlarının hukukunu savunan Diyarbakır’lı annelere tebrik ve takdirlerimi iletiyor, onları saygı ile selamlıyorum. Vatan için, Millet için, kardeşliğimiz için mücadele eden her bir ferdimiz Milletimizin ve Devletimizin desteğinin daima ve sonuna kadar arkasında bulunduğundan emin olmalıdır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucularından Ertuğrul Gâzi’nin huzurunda ve bu büyük kumandanın nezdinde İ’lâ-yı Kelimetullah davası için can verip can almış, cenk edip şan almış bütün mücahidlerin manevi hatırasını tazimle selamlıyorum. Tarihe nizam, coğrafyalara intizam vermiş asil milletimizin Osmanlı İmparatorluğu’nu yücelten şuura ve imana bağlı olduğunu iftiharla ifade ediyorum.

Sözlerimi, Ertuğrul Gâzi’yi ve kahraman ecdadımızı gayrete getiren imanın ilhamıyla bitiriyorum;

Vatan bölünmez!

Millet yenilmez!

Türkiye mağlup edilemez! ” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 738. Söğüt Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Yörük Şenlikleri’nde yaptığı konuşmada, Söğüt’ün arka planında Ötüken müktesebatı olduğunu, ruh kökünde Mete Han’dan Bilge Kağan’a, Atilla’dan Sultan Alparslan’a ve daha pek çok Türk hükümdarına kadar kırılmayan, kıvrılmayan, kopmayan bir devlet felsefesi ve geleneği bulunduğunu söyledi.

Anadolu’nun yurt olmasının büyük bir fedakarlığın, üstün bir mücadele azminin eseri olduğunu belirten Bahçeli, Türk milleti için yükselmenin sınırı olmadığını ifade etti.

Söğüt mirasının istikbalin güvencesi olduğunu aktaran Bahçeli, “Bizim aramızda ayrık otları yeşeremeyecektir. Bizim safımızda atık ve acul niyetler yer alamayacaktır. Bugün ihtiyaç duyduğumuz ruhun kaynağı Söğüt’tür. Dün nasıl küçük bir beylikten büyüye büyüye bir cihan mefkuresine imza atmışsak, Allah’ın izniyle yine yaparız, yine başarırız. Aziz ceddimiz taviz vermedi, teslim olmadı, güç odaklarından, muhasım çevrelerden aman dilenmedi. Bugün de yapmamız gereken budur. Türk milletinin bekası tarihin her döneminde titizlikle korunmuştur.” diye konuştu.

“HİÇ KİMSEDEN KORKUMUZ YOKTUR”     

Bahçeli, geçmişte Bizans ve Haçlı operasyonları olduğunu, bugün de emperyalizm ve onun desteklediği terör örgütlerinin bulunduğunu anlattı.

Geçmişte Anadolu’nun fethinden dolayı kuduranlar olduğunun altını çizen Bahçeli, şöyle devam etti:

“Aynıları bir kez daha nöbet başındadır. Türk milleti varlığını ne pahasına olursa olsun savunacaktır. Bu, Ertuğrul Gazi’nin ve devamı nesillerinin bizlere manevi vasiyetidir. Hiç kimsenin ağzına bakamayız. Türkiye’yi insani felaketlerin içine çekme tertiplerine, sınırlarımızdaki karanlık senaryolara müsaade edemeyiz. Teröristlere ve iş birlikçilerine bu vatanda hayat hakkı tanıyamayız. Hainlerin sınır ötesindeki hesaplarına, Fırat’ın doğusundaki haşarata sessiz kalmak, küresel güçlerin oyalamalarına, aldatmalarına, zamana oynamalarına da asla izin veremeyiz.

Pençe darbesiyle sendeleyen, Kıran Operasyonu ile şaşkına dönen hainleri hem topraklarımızdan hem de Misakımilli alanından temizlemek, kendi işimizi de kendimiz yapmak zorundayız. Hiç kimseden korkumuz yoktur. Kahraman bir ceddin torunları olarak tam bağımsız yaşamak milli bir vecibedir.

Asırlar evvel Fırat’ın sularına büyük ceddimiz Süleyman Şah’ı vermiştik, inanıyorum ki aziz naaşı tekrar eski yerine konulacak, bizim olan toprakta ruhu şad olacaktır. Bizim Fırat’ın doğusuna vereceğimiz ise sadece Türk milletinin güçlü sesi, muktedir müdahalesi, hıyanetin tepesine indireceği demir yumruğudur. Türk milleti, tarihin hiçbir devrinde geri adım atmadı, tehditlere kulak asmadı, zulmü kabullenmedi. İstediğimiz huzurdur, güvenliktir, bekamızın ve egemenlik haklarımızın sonsuza kadar yaşamasıdır. Bu isteklerimizle kimin sorunu varsa bizim de onlarla sorunumuz olacaktır.

Bizim önümüzü kesmek için kimler plan yapıyorsa bilsinler ki ‘Ölürsem şehit, kalırsam gazi’ diyen bir millete karşı yerle yeksan olmaktan başka kurtuluşları da bulunmayacaktır. Varlığımızın bedelini asırlar içinde pek çok defa ödedik, gerekirse tekrar ödemeye hazır olduğumuzu, bunu da seve seve yapacağımızı herkesin bilmesinde yarar vardır.”

“NE ÇİZİLECEK SINIRIMIZ NE VERİLECEK TOPRAĞIMIZ VARDIR”     

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Anadolu coğrafyasındaki stratejik var olma mücadelesinin tarihi mirasını devraldığını belirtti.

Milli ve üniter devlet yapılanmasının vazgeçilmez bir öncelik olarak kabul edildiğine dikkati çeken Bahçeli, şunları kaydetti:

“Şu gerçeği bilhassa vurgulamalıyım ki biz bu vatanda misafir değiliz, sığınmacı değiliz, gelip geçici değiliz, yolcu değiliz. Ne çizilecek sınırımız vardır ne verilecek toprağımız vardır, ne vazgeçecek insanımız vardır ne bölünecek milletimiz, ne yıkılacak devletimiz vardır ne de heba edilecek bağımsızlığımız. Vatanı korumak; vatan kurmak, vatan kurtarmak kadar şerefli bir görevdir. Bu itibarla Ertuğrul Gazi sancağı asla inmeyecektir, indirmeye çalışanlar ağır sonuçlarına katlanacaklardır.

Türk vatanında gözü olanlar, Türk milleti üzerinde hesap yapanlar unutmasınlar ki Ertuğrul Gazi ahlakı heybetle ve heyecanla ayaktadır. Terör örgütlerini kullanarak zehir saçanlara, fütuhat mirasının rövanşını alabilmek için zulmü rehber edenlere Bizans çetelerinin pespaye durumunu, İzmir’de denize dökülen müstevlilerin kepaze hallerini hatırlatmak isterim. Türk milleti birdir, devletiyle bütünleşmiştir.”

 

Bilecik’in Söğüt ilçesindeki 738’nci Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Yörük Şenlikleri’nde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez de bir konuşma yaparak şu ifadelere yer verdi: “Sizlere ve Söğüt’e Sayın Cumhurbaşkanımızın selamını da getirdim.

Vatan toprağının her bir karışı bizim için çok değerlidir. Her bir karışında şehitlerimizin kanı, gazilerimizin yiğitliği, anaların duası vardır. Söğüt ki üç kıta yedi iklime hükmetmiş bir cihan imparatorluğunun doğuş yeri, ruhunun üflendiği yerdir. O ruh ki Semerkant’ın, Buhara’nın feyziyle, Şam’ın, Bağdat’ın, Kahire’nin haşmetiyle, Mekke’nin, Medine’nin, Kudüs’ün maneviyatı, Saraybosna’nın mütevazılığıyla, Anadolu’nun irfanıyla inşa edildi.

Sultan Alparslan’ın Malazgirt’te havaya kaldırdığı kılıcının gölgesi düşer Söğüt’e. Peygamber ocağına neferlik eden yiğitlerin sedasıyla yankılanır bu vadiler. İnancın, teslimiyetin, mücadelenin, zaferin ata toprağıdır bu yaylalar.

Ertuğrul Gazi Söğüt’ten yola çıktı ve dünyaya dirlik ve düzen getiren bir çınarın tohumlarını burada attı. Bu çınar öyle kökleşti, öyle gürleşti ki sadece bulunduğu coğrafya da değil bütün İslam coğrafyası ve mazlum coğrafyalarda adaletin, barışın, huzurun simgesi oldu. İslam sancağının altında gölgelenmek, sükûnet bulmak isteyenlerin umudu oldu. Söğüt ise bu milletin yüreği, sultanların obası, alperenlerin ocağı, Hayme Anaların bucağı, erenlerin gönül sofrasıdır. Can evimizde hilalimizdir. Gönül yurdumuzun payitahtı; hakkın, hikmetin, güzelliğin pınar kaynağıdır.

Bu nedenle Söğüt, sadece Türk tarihi için değil dünya tarihi için de bir köşe taşıdır.

Burada yaşananlar tarihin tozlu sayfalarına gömülecek alelade olaylar olamaz. Merhum Akif’in dediği gibi bastığımız yerler bir toprak parçası değil, onun çok daha ötesinde bir adalet güneşinin doğduğu yerdir. Dursun Fakıh’ın, Osman Gazi’nin, Akça Koca’nın, Abdurrahman Gazi’nin, Köse Mihal’in, Turgut Alp’in, Saltuk Alp’in fütuhat aşkı uğruna, şehitlik makamına erişmek uğruna canlarının toprağa düştüğü yerdir.

Bu topraklarda hayat bulan her düşünce hala dipdiri yaşıyor ve milletimizin geleceğine yön verecek güce sahip.

Söğüt, dünümüze olduğu kadar; bugünümüz ve yarınımıza malik anlamlı bir vatan parçası.

Bu topraklar Ertuğrul Gazi’den, Fatih’e ve Abdülhamit Han’a kadar cihana nam salmış yiğitlerin mayalarının yoğurulduğu topraklardır. Söğüt, Orta Asya’nın steplerinde başlayan, Malazgirt’te parlayan, İstanbul’un fethiyle şahlanan ve “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir.” komutuyla efsaneleşen büyük bir hikâyenin köşe taşıdır.

Kimimizin çocukluğu, kimimizin gençliği, kimimizin ise tüm hayatı işte bu topraklar üzerinde geçti. Ertuğrul Gazi ile aynı havayı teneffüs ettik. Osman Gazi ile aynı gökyüzünü seyrettik. Böylesi büyük bir tarihin doğuşuna tanıklık eden bu topraklarda büyümek bizler için büyük bir iftihar vesilesidir. Çağlar ötesinden gelen bu diriliş ruhunu yaşatmak, gelecek nesillere aktarmak için bu güzel değerlerden beslenmek, bu değerlerle hemhal olmak ruh ve gönül dünyamıza ayrı bir genişlik, ayrı bir ferahlık kattı. Dün ecdadımıza oynanan kirli oyunlar ve kurulan hain tuzaklar bugün de sahnelenmeye çalışılıyor. İç karşılılıklarla, düzmece taht kavgaları ve istihbarat ataklarıyla yok edilmeye çalışılan milletimiz bugün de ekonomik saldırılarla hizaya sokulmaya çalışılıyor. Malazgirt’te karşımıza dikilen, Kurtuluş Savaşı öncesi Anadolu’yu işgale kalkışan ve 15 Temmuz’da milletimize kast eden düşmanlarla, şer odaklarıyla mücadele içerisindeyiz. Bu mücadele Kıbrıs’ta, Suriye’de ve dünyanın dört yanında sürecek. Bu ateşten gömleği giymekten dün nasıl geri adım atmadıysak bugün de atmıyoruz; yarın da atmayacağız. Milli Enerji ve Maden Politikamızın bir sonucu olarak Akdeniz’de Fatih ve Yavuz sondaj gemilerimiz ile Barbaros Hayreddin Paşa ve Oruç Reis sismik arama gemilerimiz  çalışmalarını sürdürüyor. Bölgede hem Türkiye’nin hem de KKTC’nin haklarını savunmaya devam edeceğiz. Uluslararası hukuktan doğan haklarımızı kimseye çiğnetmeyeceğiz. Her zaman söylediğimiz gibi varsa mutlaka bulacağız. Çünkü biz Türkiye’yiz; bizim tarihi sorumluluğumuz var. Çünkü dünyadaki mazlumların gözü, kulağı Türkiye’den gelecek yardım elinde. İnanıyoruz ki bizler tarihe tekerrür değil tefekkür nazarından baktıkça aziz milletimizin varlığına kast edenler her zaman mağlup olacaklar.

“Milletimizin çelikten imanı karşısında eriyip yok olmaya mahkûm olacaklar”

Bizler, vicdan ve merhametin köreldiği bir dünyada umudun adresiyiz. İnsanlığın tek kalesiyiz. Söğüt ruhuyla, Çanakkale aşkıyla, Sakarya zaferiyle bu ruh her zaman dinç kalacak, bu kale hiçbir zaman düşmeyecek Allah’ın izniyle.Bizler, kendi çıkarları uğruna gözlerini dahi kırpmadan milyonlarca insanın ölmesine, evlerinden ve yurtlarından sürgün edilmelerine seyirci kalan bir zihniyetin savunucuları olmadık. Gittiği her yeri yakıp yıkan, insanların hayatlarında onulmaz yaralar bırakan sömürgeci bir milletin mirasçıları da değiliz.  Yüce bir dinin ve kadim bir medeniyetin temsilcileri olarak insanı eşref-i mahlûkat olarak kabul eden bizler, tarih boyunca onun şan ve şerefine layık adil bir düzenin kurulması için çalıştık.

İşte bu nedenle tarihi sorumluluğumuz gereği ilişki içerisinde bulunduğumuz her coğrafyanın mağdur değil mağrur olması için gayret gösteriyoruz.

Osmanlı devlet adamlarından Halil Rıfat Paşa’nın meşhur bir sözü vardır: “Gidemediğin, ulaşamadığın, dokunamadığın, varlığını hissettiremediğin yer senin değildir”der.  İşte biz memleketimizin her köşesine, dünyanın her bir yerine bu anlayışla dokunuyoruz.

Şairin söylediği gibi:

“ Dörtnala gelip Uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket bizim.” diyoruz.

İşte bu anlayışla şefkat elimizi Afrika çöllerinden, Güney Amerika’ya; Hint Yarımadası’ndan Kuzey Buz Denizi’ne kadar her yere ulaştırdık. Her köşeye dokunduk.

Ertuğrul Gazi’nin torunları olarak yeniden dünya sahnesine çıktık. Bundan sonra da Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde bu sahnede başrolü oynamaya devam edeceğiz.

Asla yorulmadan, ye’se düşmeden ve kibre kapılmadan hizmete devam edeceğiz. Yolumuz daha çok uzun, hayallerimiz büyük, umudumuz çok. Türkiye için atmamız gereken çok adım var. Bunları da inşallah tek tek gerçekleştireceğiz.

Şeyh Edebal’nin söylediği gibi “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” felsefesiyle vatandaşımıza hizmeti temel görev kabul ediyoruz.

Bütün gayretimiz bugünün Türkiye’sinin yarından çok daha güçlü olmasıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle, kuruluş ve kurtuluş beldemiz Söğüt’te sizlerle birlikte olmaktan duyduğum memnuniyeti belirtmek istiyorum. Ertuğrul Gazi’nin ve alperenlerin yaktığı, 738 yıldır hiç sönmeden yanan diriliş ruhunun ilanihaye devam etmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.” İfadelerine yer verdi.

Bilecik Valisi Bilal Şentürk ise şu ifadelere yer verdi:” Güneşi Bayrak, göğü çadır eyleyenlerin, nal sesleriyle rüzgâra koşanların ana yurdu, Oğuz’un kutlu ata yurdu, Vilayet-i Ertuğrul’un sancak tepesi ve Devlet-i Aliye-i Osmaniye’nin kalbi Söğüt’ e hoş geldiniz. Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat tarafından Ertuğrul Gazi’ye 1281 tarihinde uç beyliği verildiği günden bu yana da Söğüt’te toy toplanıyor. Birliğimizin, dirliğimizin, kardeşliğimizin, Anadolu’da varoluşumuzun sembolü de olan bu kutlu buluşma o gün bugündür devam ediyor elhamdülillah.

Şeyh Edebali hazretlerinin “Ey Oğul, geçmişini iyi bil ki geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki nereye gideceğini unutmayasın” nasihatine sıkı sıkıya bağlı olan bizler de her yıl eylül ayının ilk haftasının sonunda Ertuğrul Gaziyi anıyor, Yörük şenlikleri düzenliyor, kutlu Söğüt ruhunu her daim canlı tutmaya çalışıyoruz. Söğüt bize bir ecdat yadigârıdır. Söğüt Türk’ ün Anadolu’ya çaktığı tapu taşıdır. Söğüt bizim için sadece geçmiş değil, aynı zamanda geleceğimizi inşa ederken bir rehberdir. Değer, cesaret, azim ve inancın sembolüdür.

Ertuğrul Bey gaza yolunda koştururken daha çok toprak sahibi olayım diye yola çıkmadı. Ertuğrul Bey daha çok mal sahibi olayım diye gazi olmadı. Ertuğrul Bey’ in bir fikri vardı. Ertuğrul Bey bir amaca koşuyordu. Herkes biliyordu ki Ertuğrul Bey’ in obasının olduğu yerde adalet var, zulüm yok, tevazu var efendilik yok.

Herkes biliyordu ki Ertuğrul Bey’in olduğu yerde mazlum ah etmez, zalim başını yastığa koyup rahat uyuyamaz. Ertuğrul Bey ve ahfadı bu amaç uğruna İlahi bir muştu için yola çıktılar. Onlar Allah rızası için, onlar Oğuz töresi için ömürlerini harcadılar. Allah çabalarını karşılıksız bırakmadı ve eşi benzeri görülmemiş, 3 kıta 7 iklime kök salan Osmanlı Devleti 600 yıl Cihana hüküm sürdü.

Bizlerde bugün gücümüze güç katarak, ecdadımızdan aldığımız nasihatleri kendimize basamak yaparak büyük ve güçlü Türkiye için var gücümüzle çalışıyoruz.

Elimizde tuttuğumuz bu cevher gibi tarih bize her zorlukta kılavuzluk ediyor ve bizleri doğru yoldan sapmaktan koruyor.

Amacımız, bize miras kalan bu manevi topraklara gösterilmesi gereken ilginin artırılması, nesillerimize, yozlaşmış ve ahlaki çöküntüye uğramış, yapay kültürden arındırılmış tertemiz bir bilinç aşılanması, Söğüt’ün ve dahi Bilecik ilimizin bir kültür yurdu haline getirilmesi üzerine çalışmalar yapmaktır. Bu hususta siz değerli Devlet Büyüklerimizden de Bilecik için destek beklemekteyiz.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, başta Ertuğrul Gazi olmak üzere,

738 yıl boyunca burada toy kurulmasına vesile olan ama bugün aramızda olmayanları, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını ve bu aziz vatan uğruna canını feda eden şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmetle anıyorum. Bizleri dirilişin membaında buluşturan ve bizlere bu diriliş mevsimini yaşatan Rabbimize hamd ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanımıza, toyumuza teşrif ederek bizleri onurlandıran Meclis Başkanımıza, Sayın Bakanlarımıza, Siyasi parti liderlerimize, bu organizasyonun düzenlenmesine destek veren tüm kurum ve kuruluşlarımıza,Bugün Anadolu’nun dört bir yanından akın ederek Ertuğrul Ocağında bizlerle buluşan Yörük beylerine, yiğitlerimize, bacılarımıza, analarımıza ve büyüklerimize şükranlarımı sunuyor, 738. Ertuğrul Gaziyi Anma ve Yörük Şenliklerimizin ülkemiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olması dileğiyle,  Saygılarımı sunuyorum.”

Törenlerde Bilecik Valisi Bilal Şentürk ve BBP Genel Başkanı Mustafa Destici de birer konuşma yaptı. Konuşmaların ardından Türkiye’den farklı illerden gelen ekipler yöresel gösterilerini sundu. Atlı gösteri ekibi de ellerinde Türk bayraklarıyla tribünleri selamladı. Bilecik Valisi Bilal Şentürk, törene katılan TBMM Başkanı Mustafa Şentop, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Bakan Sönmez’ günün anısına hediyeler verdi. Bilecik’in Söğüt ilçesindeki 738’nci Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Yörük Şenlikleri, programa geleneksel kıyafetleriyle katılan dernek ve federasyonların Jandarma Genel Komutanlığı bando takımı eşliğinde resmi geçidiyle tamamlandı.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.